Bir dalgıcın hikayesi
Merhaba ben Gülçin Cömert;
Bir Yıldız Dalış Eğitmeniyim ve AA’nın 2022 verilerine göre Türkiye’deki 50 aktif kadın dalış eğitmeninden biriyim.
Öncelikle biraz kendimden bahsetmek isterim. Asker bir ailenin ilk çocuğu olarak Ankara’da dünyaya geldim. Babamın farklı şehirlerde görevlendirilmesi nedeniyle birçok şehir değiştirdik ve ben de öğrenim hayatımı farklı şehirlerde farklı farklı okullarda geçirdim.
İlkokuldan liseye kadar Balıkesir’de, lise dönemim Ankara’da, ilk üniversitem Aydın’da ve ikinci üniversitem Isparta’da idi. İşletme lisansımı akademik kariyer hedefiyle Balıkesir Üniversitesi’ne geçiş yaparak Balıkesir’de bitirdim fakat akademisyen olamadım. Ben de muhasebeci oldum. 🙂
Çok çalışkan bir öğrenci değildim ama çocukluğumdan beri spora yatkınlığım hep vardı. Farklı alanlarda birçok spor dalıyla ilgilendim. Yüksek atlamadan voleybola; kısa mesafe koşudan taekvandoya, yoga, pilates ve yüzmeye bolca vakit ayırdım.
Bunca spor hayatımdayken biri benim için hep daha farklıydı. Hep daha ön planda hep daha çok sevdiğimdi. Suda olmayı oldum olası sevdim. Kendimi unuturcasına saatler geçirdim suda. Yüzmek, suyun içinde olmak, ağırlıksız olmak, özgür olmaktı bir yerde benim için. Üniversite yıllarımda arkadaşlarımın sayesinde dalışla tanıştım. Ve işler burada değişti aslında.
Suyun altı üstünden çok daha güzelmiş meğersem…
Deneme dalışı ile başlayan maceram eğitimlerle devam etti. Yıllarca Ayvalık’ta dalışlar yaptım ve eğitimlerimi de Ayvalık’ta tamamladım.
Bu süreç içinde üniversiteden mezun oldum ve muhasebe departmanlarında görev almaya başladım. Yaklaşık beş sene bu şekilde hafta içleri bilgisayar başında hesaplar kitaplarla, hafta sonları koşarak gidilen dalışlarla geçti. Her dalış dönüşünde keşke daha çok kalabilsem keşke daha çok dalabilsem üzüntüsü benimle pazartesi sabahları bilgisayar başına kadar geldi.
Ve bir gün bilgisayarımda hesaplara bakarken bu sistemde muhasebeci olmaktan mutlu olmadığıma ve suda olmak istediğime karar verdim. Suda olmak istek değildi, ihtiyaçtı. Böylelikle hobim olan dalışı işim olan dalışa çevirmeliydim. Teknik bilgilerle kafa karıştırmamak adına sürecin tatlı kısımlarından bahsediyorum tabi ki.
Çok keskin bir karardı ve o güne dek kurduğum bütün düzenimi yıkıp yeni bir hayat kurmaya karar vermiştim. Kolay oldu diyemeyeceğim. Çok zor olduğu zamanlar oldu hatta.
Ama oldu… Çok çalışmamın ve ailemin her daim yanımda olan desteği ile eğitmenlik sürecine girdim. Eğitmen olmadan önce de profesyonel olarak çalışıyordum. Biraz gezdim diyebilirim. Ayvalık, Kuşadası, İzmir, Fethiye, Çanakkale, Antalya, Alanya ve Erdek’te çalıştım. Yaklaşık on beş senedir dalış yapıyorum hemen hemen on senedir de profesyonel anlamda dalış sektöründe aktif olarak çalışıyorum.
Evet, akıllarda şu soru dolaşıyor şimdi.
Eeeee dalış sektörü, dalış falan diyorsun da arkadaşım biz zaten nefesimizi tutup dalıyoruz üç beş metre, ne var ki bunda?
Haklısınız, benim dalış dediğim Sportif Donanımlı Dalış, yani Tüplü Dalış. Bende Tüplü Dalış eğitmeniyim. Peki, biz ne yapıyoruz? Nasıl oluyor bu Tüplü Dalış?
Kısacası biz sizlere karada biraz bilgilendirme yaptıktan sonra ekipman yardımı ile size suyun altında nefes alıp vermeyi öğretiyoruz. Ve sualtı dünyasıyla tanışmanıza vesile oluyoruz.
Biraz da denizden bahsedelim. Dünyamızın dörtte üçü sudur ve hayat kaynağımızdır. Karada yaşayan canlılar olmamıza rağmen hayatımızda su olmadan yaşamını devam ettiremeyen canlılarız. Ve vücudumuzun da dörtte üçü sudur (ilginç bir tesadüf gibi 🙂 ) Denizin kendi dili kendi kuralları vardır. Güzel olmasının yanında bir o kadar tehlikeli de olabilir. Mükemmel işleyen bir sistemdir, fiziği ve fizyolojisi bambaşkadır. Kara canlıları olarak denizin dilini konuşmalı onun kurallarına göre hareket etmeliyiz ki, adaptasyonumuzun olmadığı bu ortamdan zarar görmeyelim. Suyun içinde farklı olduğu kadar suyun yüzeyinde de farklıdır deniz. Dalgasını, rüzgarını, akıntısını bilmek ona göre hareket etmek gerekir.
Karaya adapte varlıklar olan insanlar suya hep bir merak içindeyiz.(Okyanusların büyük kısmı hala sırlarla dolu )Denize girdiğimizde; ‘Acaba dipte ne var?’ diye düşünmekten kendimizi alamıyoruz. ‘Bakalım burası ne kadar derin?’ ‘Bi boy ver derin mi ?’ ‘Bakalım dipten kum çıkarabiliyor muyum?’ ‘Acaba daha derinlerde nasıl bir hayat var?’
Bu merak bizi suyun içine çekiyor ve hoop suya dalıyoruz. Yüzeyde kocaman bir nefes alıp nefesimizi tutuyor ve suyun içine giriyoruz. Kara canlısıyız ve suyun içinde bedenen ve psikolojik olarak yaşadığımız farklılıklar oluyor. Bedenimizde öncelikle basınç farklılığını hissediyoruz. Karadaki basınçla sudaki basınç farklı çünkü ve derinlere gittikçe etkisini arttırarak hissettiriyor bize. Nasıl oluyor peki? İlk hissiyatı kulaklarımızda yaşıyoruz. Kulaklarımızda bir dolgunluk hissi oluşuyor ve derinlere inmeye devam ettikçe bu dolgunluk hissine müdahale etmezsek hissimiz acıya ağrıya dönüşüyor. (Asılında bu hissin çözümlenmesi çok kolay ve basit bir teknikle mümkündür.)
Diğer bir farklılık gözlerimizde yani görüşümüzde olur. Gözlerimizde kara ortamına göre yapılandığı için suyun içinde görüşümüz bulanıklaşır. Hatta her şey bulanıklaşırken olduğundan daha büyük ve yakın gözükür. Bu sebeptendir ben burada dibe dalarım diye suya atladığımızda dibe varışımızın düşündüğümüzden daha uzun sürmesi. Suyun dibinde gördüğümüz rengarenk o büyük taşın yüzeye çıktığında küçücük kalması da aynı sebeptendir.
Psikolojik kısmına gelirsek de hayata anne karnında suyun içinde başlamamızdan mıdır yoksa vücudumuzun dörtte üçünün de su olmasından mıdır bilinmez suya girdiğimizde bir rahatlama hissi yaşarız. Kendi alanımla ilgili bilimsel olarak da kanıtlanmış bir bilgiyi de paylaşmak isterim. Yapmış olduğumuz bir tüplü dalışın psikolojik rahatlama etkisinin on terapiye eşit olduğu bilinmektedir.
Rengarenk uçsuz bucaksız bir başka dünyadır suyun içi. Muhteşem bir denge, inanılmaz bir düzeni vardır. Biz insanlar içinde çok büyük önem taşır. Dünyanın hayat kaynağı okyanuslar ve denizlerdir. Aldığımız her üç nefesten ikisi okyanuslar, denizler sayesindedir. Bu sebeple denizlerimizi temiz tutmamız hayati önem taşımaktadır. Toplumumuzu bilinçlendirmeli ve geleceğimizin temelleri olan çocuklarımıza bu bilinci aşılamamız gerekir. Küçük yaşlardan itibaren denize bir şeyler atmak yerine (en basit oyunlardan biri denize taş atmak) denizde gördüğümüz çöpleri çıkarmak denizi temiz tutmayı öğretmek gerekir. Çünkü umursamaz tavrımız ve bilinçsiz hareketimiz yüzünde dünyamız ve denizlerimiz hızla kirletmekteyiz. Okyanuslarımızda yüzen plastik adalarının var olduğunu, dünyanın en derin çukuru olan Mariana Çukurunda yani yaklaşık 11.000 metre derinlikte bile plastik parçalarının olduğunu biliyor muydunuz?
Biz dalgıçlar da suyun derinliklerinde bir çok çeşit çeşit atıkla sık sık karşılaşmaktayız. Bireysel temizlikler yaptığımız gibi(Yaptığımız her dalışta karşımıza çıkan çöpleri çıkara bildiğimiz kadar denizden çıkarmaktır kastım), kıyı temizlikleri, liman temizlikleri gibi faaliyetleri de organize ediyor toplu temizlik hareketlerinde de bulunuyoruz. Bununla birlikte denizlerimizde pasif avlanma hareketine devam eden başı boş gezen, milyonlarca metrekare hayalet ağlar bulunmakta.(Hayalet ağ: Balıkçılık faaliyetinde kullanılan ama bir sebeple tekneden atılmış, kopmuş olan ve suya bırakılan, atılan ağlardır.) Dünya bilinci yüksek duyarlı insanların özveri ve büyük çabasıyla denizlerimizdeki bu ağların temizlenmesi için birçok proje yürütülmekte. Deniz Yaşamını Koruma Derneği olarak hayalet ağları temizleme ve derneğimizin yıllar süren çabaları sonucu Cumhurbaşkanlığı kararıyla “Kesin Korunacak Hassas Alan” ilan edilen, Marmara’nın ilk ve tek denizel koruma alanı olan Tavşan Adası (Neandros Adası)’nda Türkiye’de ilk defa gerçekleştirilen ve uluslararsı oranda bir başarı elde ettiğimiz Mercan Transplantasyonu (nakli ve ekimi), suyun 30 metre altına ve ada üzerine yerleştirilen kameralarla 7/24 izleme ve kaydetme gibi Türkiye’de ilk defa gerçekleştirilen projelere imza atarak gelecek deniz yaşamının korunması ve deniz yaşamına katkıda bulunmak adına birçok proje gerçekleştirmekteyiz.
Bu yazımı bitirmeden bana bu fikri ve fırsatı verdiği için amcam Şenol Cömert’e çok teşekkür ederim. Uzun zamandır yazıya dökmek istediğim dalış hayatımı, dalış sektörünün benim gözümden, bence olan kısımlarını yazmama, bu fikri hayata geçirebilmeme vesile oldu. Bu yazımı burada bitiriyor bir sonraki yazımda Tüplü Dalış hakkında biraz daha detaylı konuşmayı diliyorum. Değerli vaktinizi bana ayırdığınız için teşekkür eder bir sonraki yazımda tekrar görüşmeyi dilerim. Tekrar görüşene dek hoşçakalın.
Gülçin Cömert
Aralık 2023