DOLAR 7,7228
EURO 9,0546
ALTIN 468,163
BIST 1145,24
Bodrum Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Bodrum 29°C
Az Bulutlu

Seni uğurladık sevgili rahat uyu

19.07.2020
10
A+
A-

“…  Ard-arda kaç zemheri,

kurt uyur, kuş uyur, zindan uyurdu.

Dışarıda gürül-gürül akan bir dünya…

Bir ben uyumadım,

…”

Dünya, “dışarıda gürül-gürül akarken” yani olağan bir şekilde mevsimler geçerken, Ahmed Arif, “hasretinden prangalar eskitiyor” ve acı çeken çoğu insan gibi uyuyamıyordu. Bu etkileyici 20. yüzyıl insanının uykusuzluğu, işleyişine dahil olamadığı için kendini dışında tuttuğu dünyanın olağandışı bir durumuydu. Yani başka bir bakışla, ayrıksı durmaya başladığımızda, doğanın yasalarıyla devinmeyi bırakmış ya da bir şekilde bıraktırılmış olabiliriz.

Ama bu, uykusuzluğu neredeyse en büyük azabı olan günümüz insanı için geçerli değil. Çünkü “bizim dünyamız”,  uykuyu doğal hızının bir parçası olarak görmüyor. Dışımızda kalan dünyaysa, doğanın yasalarına dahil olduğumuzda bizi dışlayan dünya. Kısacası, uykusuzluk aynı uykusuzluk ama dünyalar alaşağı oldu. O yüzden fabrikada üretilmiş tekdüze bir nesneden hallice, kurmaca “dünyalarımızda”, kaçırdığımız bir şeyler var endişesiyle, elimizde telefonlarla yatağa giriyor ve gece sıklıkla uyanıp dahil olamazsak diye üzüldüğümüz sözüm ona akışa göz gezdiriyoruz. Zorla öğle uykusuna yatırılan çocukların, bir saniyesini bile ıskalamak istemedikleri yaşamlarına tutkuyla sarıldıkları için uykuya dalamamaları gibi, bizi sürekli dürtükleyerek rahatsız eden bir hisle yaşıyoruz. Ama çocukların aksine içimizdeki his, uyuyunca kaybolmuyor ve rüyalar alêminden bedenlerimizin mekânına ani geçişler yapıyoruz. Hal böyle olunca da ne beden zihnimizi ruha teslim edip dinlenmeye geçebiliyor ne de ruhumuz, zihnimizi enginlere taşıyabiliyor.

Bazılarının sevgi eksikliği ya da arayışı olarak nitelendirdiği bu durum, aslında daha karmaşık olabilir. Haberdar olma isteği bugünlerin en yaygın ve anlaşılabilir arzusu. Fakat dışında aktığını düşündüğü dünyaları, kendi dünyalarının hoş alternatifleri olarak kabul edip hayıflananların sayısı da az değil. Gününü sosyal medyada takip ettiklerine imrenerek geçirenleri bilirsiniz. Bir şekilde önüne düşen hayatların çok daha yapmacık olduğunu görmeyi umarak, yaşamlarına şükredecek kanıtlar peşinde koşanları da. Belki de yaşanmış tüm yüzyılların içindeki en karmaşığına denk gelmek, bizi fazlasıyla şaşırtıyordur. Bazı bilim insanları, telefona gelen bildirimleri ödül olarak kabul ettiğimizi düşünüyorlar. Elbette sık sık ekrana bakıp gelen ödülleri alıyor ve kendimizi bu ödüllerle motive ediyor da olabiliriz.

Sebep ne olursa olsun, mağaralarda ya da ağaç kovuklarında yaşayan atalarımızdan beri, zaman hiç bu kadar göreceli akmamıştır. Bazılarının ömrü, sanal gerçekliğe yetişebilmek için koşmakla geçerken, bazılarınınki koşarken etrafındaki her şeyi değiştiren insanları yavaşlatmaya çalışmakla geçiyor. Ve hepimiz yoruluyoruz.

Bugün çoğu insanın aktüel bilgiye ulaşma isteği, dönen çarklardan bile daha hızlı. Fabrikadaki ürünler hazır olmadan, anasayfamız onlarca kez yenileniyor. Biz de bir gecede onlarca kez değişen “dünyaların” hiç bir şeklini kaçırmamak için işleyişimizden vaz geçiyoruz.

ETİKETLER:
YAZARIN EKLEMİŞ OLDUĞU YAZILAR
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.