DOLAR 7,7863
EURO 9,114
ALTIN 471,277
BIST 1134,22
Bodrum Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Bodrum 26°C
Az Bulutlu

Hiçlik zamanı

18.07.2020
16
A+
A-

“Can suyunu can denizine dök de uçsuz bucaksız bir deniz kesil” diye bitiriyor Mevlâna, Mesnevi’yi. Fakat can sözcüğü, bizim kullandığımız şekliyle değil, ruh mânâsında kullanılıyor. Dolayısıyla bedenden kurtulan ruhun sonsuzlukla buluşmasından söz ediliyor. Bir anlamda ölüm yaşamdan daha kıymetli görülüyor. Mesnevi’deki hikâyelerde, kişinin dünya üzerindeki varlığından yani bedeninden vazgeçmesinin aşk alemindeki önemi sürekli olarak vurgulanmış.  “Bedenden varlık sıfatı gitsin, başındaki sarhoşluk çoğalsın”  öğüdünde olduğu gibi. Bu şekilde, dünyevi olandan sıyrılan kişinin, sabırla ve kavuşacağı şeyin hasretiyle hiçliğe doğru yol alması bekleniyor. Hiçliği öne çıkaran düşünce biçiminde kendinden vazgeçmenin önemi büyük. Fakat bu vazgeçişe, daha çok doğuda, özellikle de tasavvufta rastlanılıyor. Batı düşüncesindeki hiççilik, çok daha farklı.

 

Nihilizm denen hiççilik, anlamsızlık etrafında şekilleniyor, bilgi ve değerlerin yokluğu üzerinde duruyor ve insanın yalnızlığını öne çıkarıyor. Burada da yaşam çok değerli değil ama özgürlük ya da huzur gibi iyi duygularla nihayetlenen hedefler yok. Hâttâ nihilistler bu durumu açıkça reddediyor. Dolayısıyla hiçliğin, erişilmesi güç bir makam mı yoksa derin bir depresyon mu olduğunu, mantığımıza ve bedenimiz aracılığıyla varlığımıza verdiğimiz önem belirliyor. İşin ilginç yanı ise bedensel varlığımız ne kadar önemliyse hiççilik bizi o kadar önemsiz bir hale sokuyor. Her şeyin değersiz olduğu düşüncesi, bedeni kabul etme ya da ondan vaz geçme hallerinde siyahla beyaz kadar farklı sonuçlar doğuruyor. Bunun inançla ilgili olduğunu belirtmeye gerek yok. Tanrı ya da öte dünya inancı taşımayan Nihilistlerin aksine hiçliği bir mâkâm olarak gören Tasavvuf, Allah ve öte dünya üzerinde duruyor. İki durumda da insanın dünya üzerindeki varlığının aşılması gerekiyor.

 

Aslında ölümle yakınlaşanlar ne şekilde olursa olsun hiçliği yaşıyor. Çünkü her şeyin gelip geçici olduğunu kanıtlayan yegâne şeyle, kısa süreliğine de olsa, burun buruna geliyor. Fakat bu duygu çoğunlukla kısa sürede kayboluyor ve hiç ölmeyecek gibi hayata tutunma isteği geri geliyor.  Oysa son zamanlarda, toplumsal ve küresel endişeler yaratan kötü olaylar zinciri, çoğu kişiyi geçmeyen bir mutsuzluk ve amaçsızlığa sürükledi. Çünkü her gün, her saat, hatta her dakika kötü sonlarla karşılaşıyoruz. Kendi türümüze de dünyanın gidişine de güvenmez bir hale geldiğimiz için, yokluk, hiçlik dalgasında gibiyiz. Fakat bu ulaşılması güç bir mâkâmdan çok, kaybolmuşluk olarak seyrediyor. Belki buna maruz kaldığımız için kendimizi aciz ve amaçsız hissediyoruz. Ne var ki dünya, salgın, savaş, yokluk, soykırım, doğal afet ve kötücül insanlara alışık. Ama derin ve gerçek yalnızlıklar yeni sayılır. Dolayısıyla tüm bu kötü durumlara, her şey göz önünde olup bittiği için iletişim çağını dezavantaja dönüştüren bunalıma, maruz kalınan varlık sorgulamalarına, yalnızlığın getirdiği çaresizliğe; kısacası 21. yüzyılın insanına atıfta bulunacak yeni bir hiçlik tanımı gerekli.

 

Göknur Gürcan

 

10.02.2020

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.